Tavsiye Et





Bu Sayfayı Tavsiye Et
Kategorilenmemiş

Türk Dili Üzerine

Başından beri Türk dili ile yakından ilgilenen Atatürk’ün “millet” tanımı içinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Ona göre millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların meydana getirdiği sosyal ve siyasi bir topluluktur. O, bu konudaki görüşlerini şu şekilde daha net söylemektedir:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

Atatürk’ün, Sadri Maksudî’nin “Türk Dili İçin” isimli eserinin başına yazdığı şu sözleri onun dil görüşünün en güzel ifadelerindendir:

“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

( 02.09.1930, Gazi Mustafa KEMAL )

(Yazının Devamı)

İlginç Heykeller

(Yazının Devamı)

Hangi meyvenin ne yararı var?

Bir kere vücudumuzun başlıca düşmanı olan kolesterol hiçbir meyvede yoktur!

Meyveler doğal şeker içerir, ne kadar çok meyve tüketirsek beynimizdeki sinir hücreleri de o kadar gelişir, meyve yemek hafızamızı canlandırır!

Meyveler mükemmel lif kaynağıdır!

Meyveler vitamin ve mineral açısından çok zengindir!

Az kalorilidirler ve kilo aldırmazlar! (Ancak rejim sırasında kalorisi nispeten yüksek olan incir, muz ve üzümden uzak durun)

Bol miktarda antioksidan içerirler!

Meyveleri aç karnına yemek sindirimi kolaylaştırır!

Kiraz

(Yazının Devamı)

Yumurta kabuğu süsleme ve oyma sanatı

(Yazının Devamı)

Legolarla ünlüler

lego1.jpg

milyarder

lego2.jpg

Küba Cumhurbaşkanı

(Yazının Devamı)

Hangi burca aşıksınız?

Koç Burcuna mı Aşıksınız?

Azimli ve biraz da dalkavuk olmanız gerekiyor. Koç’lar fark edilmeyi sever ve ona gösterdiğiniz ilgi ve sevginin tadını çıkarmak ister.

Ben-merkez sayabileceğimiz bu kişi, her zaman kendinden bahseder. Kendi ayakları üstünde rahatça durabileceğinden, sizden de bunu bekler. İlgi odağı olmaktan delicesine hoşlanan Koç’la birlikte mutlu bir hayat geçirebilmek için onu kalbinizin tam ortasına oturtmanız gerekir. Aşkının peşinden koşan ve belli belirsiz değişen dengelerin adamıdır. Kolay olursanız onu er geç kaybedeceksiniz demektir. Şoför koltuğuna onun geçmesine izin vermeli ancak bindiğiniz arabayı tamamıyla onun kontrolüne bırakmamalısınız. Her an kendinizi hatırlatmalı, varlığınızın gideceğiniz istikameti az da olsa değiştirmesini sağlamalısınız. Aksi taktirde onu kaybettiniz demektir. Ona belli ipuçları verip isteklerinizi kavramasını beklemenizse sizde hayal kırıklığı yaratacaktır.

Kin gütmeyi beceremeyen, yaralarını kendi kendine tedavi etmekte başarılı olan Koç, dolaylı mesajları kesinlikle anlamaz. Ona direkt yaklaşın.

Boğa Burcuna mı Aşıksınız?

(Yazının Devamı)

Yalın mp3 dinleyin

Yalın - Seviyorum mp3 dinleyin
boomp3.com
Yalın - Meleklerin sözü var mp3 dinleyin
boomp3.com
Yalın - Küçüğüm Mp3 dinleyin

boomp3.com
Yalın - Herşey Sensin Mp3
boomp3.com
Yalın - Hele bir gel mp3
boomp3.com
Yalın - Küçücüğüm Mp3
boomp3.com
Yalın- Ben Bilmem Mp3
boomp3.com

internet paylaşımı

Cumhuriyet 19.02.2008

SALI

ORHAN BURSALI

Ne Yapmalı?

İnternette müthiş cafcaflı haberleşme siteleri, ağları, grupları, ulusal ölçekte üst siteler… Herkes birbirine haberleri, ilginç konuları, hazırlanmış powerpoint’leri, olayları, yazıları, görüşleri, blog’ları vb. gönderip duruyor. Bir dizi laf!

Hepsinin derdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği. Dinci iktidarın fütursuz ilerleyişi. Dinci siyasal yükseliş. Laikliğin mezarının kazılması vb.

Bir gelecek korkusu, endişe.

Bu durumda, yüz binlerce kişinin en kolay, en hızlı ve en ucuz yol olan internet üzerinden birbiriyle haberleşme-iletişim içinde olması çok doğal. Bu ağlar içinde bulunanlar veya mitinglere katılanlar ise, Türkiyenin düşünce ve bilinç olarak “kaymak” tabakasının üyeleri.

Ancak durum ve olay, bir iletişim ağı içinde olmanın çok ötesinde bir nitelikte. “Sen, ben, bizim oğlan” ı aşacak başka bir durum ve ortamın yaratılması gerek.

Bu ağlar şüphesiz ki genişlemeli, yaygınlaştırılmalı… Fakat, seçimlerde oy kullanan milyonlarca insan söz konusu. Onların davranışlarını, düşüncelerini, tutumlarını etkileyecek, onlara ulaşacak onlarca-yüzlerce yeni yol ve yöntem bulunmalı.

AKP ve bütün diğer dinci kuruluş ve derneklerin sadaka-yardımlaşma ve dayanışma ile, hele bugün iktidar güçlerini de ekleyerek kendi ağlarını genişlettiklerini düşünürseniz!..

****

Türkiye’de yoksulluk dizboyu. İşsizlik de. Okul sorunu, kız çocuklar sorunu… Bütün bunlar politikalar geliştirilecek temalar. Hele hele çalışanların da sendikal sorunları, Tuzla tersanelerinde görüldüğü gibi çalışma koşullarındaki rezaletler, sarı - hükümet sendikacılığı… DİSK, tarihinin en zor koşullarıyla karşı karşıya. Bu yeni durum yepyeni, enerjik, cesur, atılgan politikalar ve eylemler gerektiriyor.

İşsizlik ve yoksulluk, yüz binleri dinciliğe yönlendiriyorsa ve bu sorunları yaratanların kucaklarına itiyorsa , burada çok temel, yaman bir çelişki var!

Üniversiteler, bu defa öğretim üyeleri-bilim insanları ve öğrenciler el ele, bilime, kaliteli öğrenime, özgürlüğe, eleştirel düşünceye daha geniş eylemler dizini halinde sahip çıkmalı. Daha iyi bilim, özgür düşünce, iyi öğrenim-öğretim, dinci bütün baskılara son, YÖK’e ve baskılarına hayır, iktidarın üniversiteleri “inanç özgürlüğünün” yaşandığı yani medreselere dönüştürme eylemlerine karşı duruş… Öğrenci ve bilimci, evrensel üniversite istemeli!

****

Türkiye çoktan dönüşmüştür: Artık laikler, özgürlükçüler, Cumhuriyetçiler, muhaliftir ve “zenci Türkler” dir!

Devlet, iktidarındır!

Gelecek , ne Anayasa Mahkemesi’nin ne de yargının tutumlarına, kararlarına bırakılamaz. Buralarda verilecek hukuki kararlar olumlu olsa bile!

Gelecek, bütün muhaliflerin kendi ellerindedir !

CHP , bu anlamda bir kitle partisi olabilecek ve halkı, muhalefeti örgütleyecek, kitlelere sahip çıkacak ve önderlik edecek bir nitelikten ne yazık ki çok uzaktır!

CHP kendisini hâlâ devlet sanıyor! Baykal ‘ın kendini aşması ve partisini aştırması mümkün mü?

****

Muhalefet, milyonlarca insana sahip çıkmalı. Bütün öğrencilere! Bütün işçilere! Bütün köylülere! Bütün varoşlara! Bütün gençlere!

Burada temel bir açmazı var muhalefetin: Laik, özgürlükçü düşüncenin bireyleri olmak! Normal bir laik Cumhuriyette normal olan da budur. İnsan, ne kadar dayanışmacı olursa olsun, sonuçta bireydir!

Oysa dinciler, düzeni İslamlaştırmak ve laikliği mezara gömmek için çalışanlar, ümmettir ! Cemaatçidir! Dini, bu ümmetçiliğin ve cemaatçiliğin harcı olarak kolayca, binlerce yıllık gelenek, örf ve âdetin mayası olarak kullanıyorlar!

Buna karşı, özgür bireyin, gelecek ve demokratik Cumhuriyeti korumak için yeni bir davranış biçimi geliştirmesi gerekir!

Bu da, “ben” olmaktan çıkmak ve “biz” olmak gibi, kökten bir değişim-dönüşümü gündeme getiriyor.

Bu, gerektiğinde, ofis eşyaları satan ve her yıl Fethullah’ ına 5 milyon trink parayı eğitim amacıyla hediye eden bir cemaatçinin davranışını örnek almak demektir!

Tamamen halkı kazanmaya yönelik, irili ufaklı kaynakların bir ırmağa dönüşmesini sağlayacak, eğitim-yurt-burs projelerinden tutun, daha geniş kesimlerle çeşitli yardımlaşmaları gündeme getirecek, hedeflere odaklı geniş bir dayanışma sisteminin ortaya çıkması gerekir.

Sözün kısası , internet üzerindeki iletişim ­haberleşme ağları da, sanal âlemden gerçek âleme ayak basmalı, zeminde yürümeye başlamalı!

Sallama Rakı Projesi

Her an yanınızda Sallama Rakı

sallamaraki.JPG

Çocuk gözüyle fakirlik

 cocukgozu.jpg

Günlerden bir gün zengin bir baba  oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı;

insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.

 

Çok fakir bir ailenin evinde iki gün geçirdiler.

Köyden oturdukları kente gelirken baba oğluna sordu;

            “İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?”

            “Evet!”

            “Ne öğrendin peki?”

“Şunu öğrendim:

Bizim evde bir köpeğimiz var,

… onlarınsa üç.

 

Bizim bahçede çok büyük bir havuzumuz var,

… onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.

 

Bizim birkaç halımız var, onların yemyeşil, göz alabildiğince uzanan çimenleri

 

Bizim görüş alanımız karşı apartmana kadar,
onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.

 

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.

Oğlu ekledi;

            “Teşekkürler, baba.
Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!”

 

Hayata biraz da çocukça bakabilmek dileğiyle…