ibretlik hikayeler
Yorumsuz Masal
Bir varmış bir yokmuş.Masal bu ya,bir ükede insanlar kendi imkanlarıla kendi halinde mutlu mutlu yaşarmış.
Bu ülke dünyada kendi kendini besleyen yedi ülkeden biriymiş.Bu ülkenin insanları her gün yarınından emin olarak işine gider gelirmiş.
Üç Heykel
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: “Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarı fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.
Lao Tzu Öyküsü
…Bu hafta bu öyküye kafayı takalım arkadaşlar! Hayatın küçük
bir parçasına bakıp bütünü hakkında karar vermemek için mutlaka
okumalısınız:
Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere
destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral at için
ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya
yanaşmamış..
-’Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu
satar mı?’ dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına
toplanmış
-’Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları
belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
Şimdi ne paran var, ne de atın’ demişler..
İhtiyar:
-’Karar vermek için acele etmeyin. Sadece ´At kayıp´ deyin.
Çünkü gerçek bu..Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz kar ar.
Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz
bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl
geleceğini kimse bilemez..’demiş.
(Yazının Devamı)
Alkış istiyorum
18.000 YTL kredi karti borcum oldugunu ögrenenince; ‘Keske korunsaydim’ diyen babaya
——————————————-
Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup ‘112′nin numarasi neydi?’ diye bagiran sarisina,
——————————————–
Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de birer tokat atan ve ‘Analar kutsaldir, analara küfür etmeyin, o. çocuklari!!’ diyen Karadenizli agir abiye,
——————————————— (Yazının Devamı)
Tuvaletçi
Bir adam, Microsoft şirketinde iş için konuşmaya gidiyor;
Microsoft şirketinde “tuvaletçi” olarak işe alınacaktır.
HR-menajeri ile görüşüyor, tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor.
HR menajeri, testten geçtiğini ve kendisine hangi gün saat kaçta işbaşı yapabileceğini, email yolu ile bildireceğini söylüyor.
Adam, bilgisayarı olmadığını ve dolayısıyla email kullanmadığını açıklıyorHR menajeri:
“Üzgünüm ama, emailiniz yoksa,
siz sanal olarak varsayılmazsınız; dolayısıyla sizi işe alamayız!” diyor.Adam, çaresiz dışarıya çıkıyor, ne yapsam ne etsem derken,cebindeki 10 dolar ile süpermarketten 10 kilo kiraz alıyor.Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini ikiye katlıyor.“Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim” deyip her gün sabah erkenden çıkıyor, kapı kapı kiraz satıyor.Veee… her gün sermayesi büyüyor. Derken, küçük bir kamyonet alıyor, satışa devam ediyor.Az bir zaman sonra büyük bir kamyon ve bir kaç tane daha küçük kamyonet alıyor.5 sene geçiyor…
Hınzır Deney
Herkesin Hırsız Olduğu Ülke
Herkesin hırsız oldugu bir ülke varmıs,ama istisnasız herkesin. Gece olunca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanına alır ve komsusunun evini soymaya gidermis. Gün dogarken geri döndüklerinde yüklerini alırlarmıs. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmus bulurlarmıs. Ülkede kimse kaybetmezmis, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolasım son kisi ilk kisiden çalana kadar sürermis.
Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmıs. Gece oldugunda, çanta ve fenerle dısarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görüp soymak için içeri girmezlermiş. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:
‘Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok.’ demişler.
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terketmek zorunda kalmış.
Öğretmen ve Mustafa
Öğretmen okulun ilk gününde,
5. Sınıfın önünde dururken, çocuklara bir yalan söyledi:
Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.
Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.
Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti.
İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu.
Bu öyle bir noktaya geldi ki, bayan Mediha onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar(X) yapmaktan ve kağıdın üstüne büyük “F” (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha’ nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu; Mustafa’ nın kayıtlarını en sona bıraktı.
Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa’ nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve de çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli”
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
“Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor,ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor.”
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Şeriat öncesi ve sonrası İran
Bir müddet zeytin yiyeceğiz…
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.
Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: ‘Nazif Bey mi?’dedi.
‘Evet, Nazif Bey!’ diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla ‘Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.’ dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. ‘Ya, öyle mi…?’ diyebildi sadece.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp ‘Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?’ diye sordu.
‘Evet var, oğlu Selim Bey….’.
Titrek bir sesle ‘Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?’ dedi.
(Yazının Devamı)








